19 Nisan 2020 Pazar

Bu da Geçer

 
        Sorun Yeni Çözüm Eski !

        Korona Virüs ile deneyim yaşadığımız bu günlerde ,bazılarımız evlerimize kapandı bazılarımız çalışmaya devam ediyor. Dışarıda çalışanlar biz evde kalanların yaşamını sürdürebilmesi için oradalar kendilerine kolaylıklar diliyorum. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız , birimizin hayatta kalabilmesi diğerlerinin çabasıyla mümkün oluyor. O yüzden şu anda bizim için çalışan herkes bize hizmet ediyor. Bütün bu kişilerin en mükemmel şekilde, bu sürecin hediyelerini almalarını kalben diliyorum. Biz de bu hediyelerin onlara kolaylıkla ulaşabilmesi için , üzerimize ne düşüyorsa yapmamız gerekir.

        Daha önce deneyimlemediğimiz bir çok şeyi 2020 yılında görmüş oluyoruz. Bütün bu yaşananlar bizim kıymetini bilmediğimiz , sıradanmış gibi ve sürekli olacak diye düşündüğümüz bir çok şeyin geçerliliğini yitirmesi anlamına gelmektedir. Üzerine fazla anlam yüklediğimiz bir çok şeyin o kadar da gerekli olmadığını gözlemlemiş olduk. Umutsuzluğa düşmeden üzerimize düşen sabrı göstermek , bunun da geçeceğini bilmek gerekir.

       " Bu da Geçer Ya Hu " Bu sözün geçtiği bir çok hikaye var , hepimizin bildiği Sultan Mahmut'un vezirlerine , "Bana öyle bir yüzük yaptırın ki , sevinçliysem üzüleyim , üzüntülüysem sevineyim" dediği ve vezirlerinin ona sundukları yüzüğünde bu yazı vardı. İnternette ambigram (Tersine döndürüldüğünde değişmeyen)   örnekleri de mevcut bu yazının. Eğer bir gün dövme yaptırmayı seçersem bunu tercih ederdim. Yaşadıklarımızın mutlaka bir süresi vardır ve bu süre içinde bize kazandırdığı şeyleri sunup, gideceğini bilmek insanın yaşamında rahatlatan bir duygu.

       Bize derman olacak her ne varsa bir kopyasının eskilerde olduğunu unutmayalım. Bu bazen bir şiirde , bazen bir şarkıda , atalarımızın anlattığı bir hikayede yada atasözlerinde gizlendiğini bilelim ve bunları sahiplenerek nesillerden nesillere aktarıp o bağımızı güçlendirelim. Geçmiş ile gelecek arasında bir köprüyüz ve bu bilgilerin aktarım görevi bizim üzerimizdedir. Eski şarkılardan vazgeçmememiz ,arşivlerde gizli kalmış eserlerde bize derman olacak bir melodinin olduğunu unutmayalım.

       Yazının başlığında bana ilham olan ;şimdilerde kullanılan bir  reklam müziği , aslında eski bir şarkı. Bu da geçer zaman zaman sıkıntıya düştüğümde bol bol dinlediğim bu şarkı şimdi daha geniş kitlere ulaşması için bir farkındalık oluşturmuş durumda. Sevindirici yanı da bilmeyen gençlerin öğrenmesi ve bizlerin de hatırlaması gönlümüzü genişletti.
...

  • ...Bu da geçer bu da geçer
  • Alışmalısın dayanmalısın
  • Hemen karar verme sabret
  • Bu da geçer alışmalısın
  • Böyle kalmaz zamanla
  • Düzelir elbet
  • Bu da geçer arkadaş
  • Bu da üzülme ...
   
           Bu şarkı bizleri 1980 li yıllara götürmekte. Hepimizin Kemal Sunal'ın Davaro filminden de hatırladığı bu şarkı  Vahdet Vural'ın sesiyle zihnimize kazınmıştı. 1981 Yılında İbrahim Tatlıses'in Gülmemiz Gerek LP sinde yer almıştı. Sözleri;  Hamza Dekeli , Bestesi Burhan Bayar'a ait olan bu şarkı geçmişten günümüze kadar Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses , Vahdet Vural, Ceylan, Sibel Can ,  Murat Kekilli ,Hüseyin Badilli , Melek Büyükçınar tarafından seslendirilmişti. Arşivimden kontrol ettim başka seslendiren bulamadım. (eğer bunların dışında bildiğiniz bir isim varsa yorumlara yazabilirsiniz)
Son olarak da  Birsu Sayın tarafından "Kim bu ses ?" dedirten   muhteşem bir şekilde seslendirildi. Bu da geçer diyerek geçirdiğimiz bu günlerde gönlümüze su serpen bu  çalışmalarda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

 
Günümüzde pek duyulmamış bir  ses olan İpek Pınar yorumuyla Bu da Geçer parçası aşağıda linkte verilmiştir. 1981 yılına doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi...

https://www.youtube.com/watch?v=vZnCa0_cbM4

 Bu da geçer  dediğiniz her ne varsa toplam kolaylıkla ve bize hediyeler bırakarak geçsin gitsin.

Sevgilerimle
ilkrKRL

Geçmişten Geleceğe


         Ülkemizde ilk İnternet 12 Nisan 1993 yılında kullanılmaya başlanmıştır.Geçtiğimiz günlerde İnternetle tanışmamızın 21. yılını geride bıraktık. O günlerden bugünlere kuşkusuz bir çok şey değişti. Hem teknolojik olarak hem de bakış açılarımız açısından değerlendirirsek , adeta elimizde büyüttüğümüz İnternetimiz bizim dünyaya açılan penceremizdi. Her şeyi orada bulabileceğimiz bir dünya olarak gördüğümüz bu alana ulaşmak, günümüzdeki kadar kolay değildi o yıllarda.
   
          Bugün bir nostalji olarak gördüğümüz İnternet Kafelerdeki bekleyişlerimiz  , 1 saat de olsa bu pencereden başımızı dünyaya uzatabilmek için değerdi. Düşünün bir iki saat bekledikten sonra bilgisayarla buluşup , o gürültüler arasında kendimizi İnternetin dünyasında var edebilmek için çok zamanımız ve paramız yoktu aslında .

        Yine de bu zaman diliminde oldukça "masumane " diyebileceğimiz şeyler olurdu. Örneğin İnternette  saatlerce şiir araştırırdık ,karşımıza çıkan güzel sözleri bir kenara not eder "bayramda seyranda" sevdiklerimizin cebine mesaj atabilmek için kullanırdık. Chat kavramıyla yeni tanışan bizler görmediğimiz kişilerle muhabbet etmenin ve onun verdiği sanal keyfi, gerçekmiş gibi yaşayarak kendimizi oyalamayı başardık.Sevdiklerimize mail atar ve cevaplarını günlerce beklerdik, daha eskilerden birbiriyle iletişime geçebilmek için günlerce bekleyen insanlara göre daha avantajlıydık.

             Düşünsenize elektronik posta dönemi öncesi ,insanlık yıllarca mektuplaşarak haberleşmiş. Şimdilerde bizim ne böyle bir sabrımız var ne de o kadar bekleyecek zamanımız. Zaman kavramı yok olmuş o zamanlarda demek ki. Yaşanılan duygulara bakıldığında , hasretler aşkları doğurmuş. İki sayfaya sığdırılan milyonlarca aşk hikayeleri bugün tavan aralarında yada eskimiş sandıklarda "ben buradayım" demekteler.

       Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bize katkısı, işleri hızlandırarak  zaman kazandırmak olacak. Oysa yaşanılacak  duygular hep aynı kalacak.Aynı duyguları farklı anlamlandırmalarla yaşayacağız. Aşk  ve sevgi yeryüzünden hiç eksilmeyecek ancak o eskilerin düşündüğü gibi  olmayacak sadece. Örneğin yazdığımız bir mesajın karşıya ulaşıp ulaşmadığına göre bir anlam yükleyerek , karşıdaki kişinin vereceği cevapları kendi zihnimizde vermiş oluyor, karşıdaki ne yazarsa yazsın bizim düşündüğümüz geçerli olacak her daim! Biz hangi duyguyu yaşıyorsak karşıdan o yansıyacak bize.Son yıllarda ne kadar ön yargılıyız ve peşinen kendi duygularımızı sanki karşıdaki bize yaşatıyormuş gibi algılayıp ,  hem kendimize hem de ilişkilerimize zarar veriyoruz. Nerede o eski şarkılar ? Nerede o eski aşklar vs uzayıp giden sorgulamalar bitmez.  Bu yüzden "teknoloji destekli"  ilişkilerde , aşk "bi kahve" iken klasik mektuplaşma yıllarında  "siz " ile başlayan cümlelerde saklıydı belkide ! bunlardan  hangisi samimi sizce ?

    Eskiler sabırlı insanlarmış , saf ve temiz duyguları iletişimlerine yansımış her daim.   O yüzden "az ile yetinmek bir zenginlik göstergesidir"  derler    ,onların dönemlerindeki imkansızlıklarda nice aşklar zirve yapmış , Leyla olmuş Mecnun olmuş , aşkları unutulmamış .
Bizim de işimiz hayli zor gibi hem eskilerin samimiyetindeki ilişkilere özenip hem de bu konuda kendimizden başlamayıp, başkasına "bari o yapsın" diyerek  "akıl verme"lerimiz...
     Şartlar ne olursa olsun ayakta kalabilmek önemli değil , önemli olan insan olarak ayakta kalabilmektir.Eskiler sanırım bunu başarmışlar, zamanı durdurup aylarca mektuplarını sabırla beklemişler. Bilgiye ulaşmak için dere tepe demeden var güçleriyle yol gitmişler.

      Biz bütün bu imkanlar içinde daha zor olan bir şeyi başarmak zorundayız. Peki nedir o ?
   Hiç bir şeyin olmadan da bu yaşamda var olabilme becerisi bizim özümüze olan inancımızı belirler. Peki şimdi var mısın yaşam indeksini yükseltmeye?...
ilkrKRL