19 Nisan 2020 Pazar

Geçmişten Geleceğe


         Ülkemizde ilk İnternet 12 Nisan 1993 yılında kullanılmaya başlanmıştır.Geçtiğimiz günlerde İnternetle tanışmamızın 21. yılını geride bıraktık. O günlerden bugünlere kuşkusuz bir çok şey değişti. Hem teknolojik olarak hem de bakış açılarımız açısından değerlendirirsek , adeta elimizde büyüttüğümüz İnternetimiz bizim dünyaya açılan penceremizdi. Her şeyi orada bulabileceğimiz bir dünya olarak gördüğümüz bu alana ulaşmak, günümüzdeki kadar kolay değildi o yıllarda.
   
          Bugün bir nostalji olarak gördüğümüz İnternet Kafelerdeki bekleyişlerimiz  , 1 saat de olsa bu pencereden başımızı dünyaya uzatabilmek için değerdi. Düşünün bir iki saat bekledikten sonra bilgisayarla buluşup , o gürültüler arasında kendimizi İnternetin dünyasında var edebilmek için çok zamanımız ve paramız yoktu aslında .

        Yine de bu zaman diliminde oldukça "masumane " diyebileceğimiz şeyler olurdu. Örneğin İnternette  saatlerce şiir araştırırdık ,karşımıza çıkan güzel sözleri bir kenara not eder "bayramda seyranda" sevdiklerimizin cebine mesaj atabilmek için kullanırdık. Chat kavramıyla yeni tanışan bizler görmediğimiz kişilerle muhabbet etmenin ve onun verdiği sanal keyfi, gerçekmiş gibi yaşayarak kendimizi oyalamayı başardık.Sevdiklerimize mail atar ve cevaplarını günlerce beklerdik, daha eskilerden birbiriyle iletişime geçebilmek için günlerce bekleyen insanlara göre daha avantajlıydık.

             Düşünsenize elektronik posta dönemi öncesi ,insanlık yıllarca mektuplaşarak haberleşmiş. Şimdilerde bizim ne böyle bir sabrımız var ne de o kadar bekleyecek zamanımız. Zaman kavramı yok olmuş o zamanlarda demek ki. Yaşanılan duygulara bakıldığında , hasretler aşkları doğurmuş. İki sayfaya sığdırılan milyonlarca aşk hikayeleri bugün tavan aralarında yada eskimiş sandıklarda "ben buradayım" demekteler.

       Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bize katkısı, işleri hızlandırarak  zaman kazandırmak olacak. Oysa yaşanılacak  duygular hep aynı kalacak.Aynı duyguları farklı anlamlandırmalarla yaşayacağız. Aşk  ve sevgi yeryüzünden hiç eksilmeyecek ancak o eskilerin düşündüğü gibi  olmayacak sadece. Örneğin yazdığımız bir mesajın karşıya ulaşıp ulaşmadığına göre bir anlam yükleyerek , karşıdaki kişinin vereceği cevapları kendi zihnimizde vermiş oluyor, karşıdaki ne yazarsa yazsın bizim düşündüğümüz geçerli olacak her daim! Biz hangi duyguyu yaşıyorsak karşıdan o yansıyacak bize.Son yıllarda ne kadar ön yargılıyız ve peşinen kendi duygularımızı sanki karşıdaki bize yaşatıyormuş gibi algılayıp ,  hem kendimize hem de ilişkilerimize zarar veriyoruz. Nerede o eski şarkılar ? Nerede o eski aşklar vs uzayıp giden sorgulamalar bitmez.  Bu yüzden "teknoloji destekli"  ilişkilerde , aşk "bi kahve" iken klasik mektuplaşma yıllarında  "siz " ile başlayan cümlelerde saklıydı belkide ! bunlardan  hangisi samimi sizce ?

    Eskiler sabırlı insanlarmış , saf ve temiz duyguları iletişimlerine yansımış her daim.   O yüzden "az ile yetinmek bir zenginlik göstergesidir"  derler    ,onların dönemlerindeki imkansızlıklarda nice aşklar zirve yapmış , Leyla olmuş Mecnun olmuş , aşkları unutulmamış .
Bizim de işimiz hayli zor gibi hem eskilerin samimiyetindeki ilişkilere özenip hem de bu konuda kendimizden başlamayıp, başkasına "bari o yapsın" diyerek  "akıl verme"lerimiz...
     Şartlar ne olursa olsun ayakta kalabilmek önemli değil , önemli olan insan olarak ayakta kalabilmektir.Eskiler sanırım bunu başarmışlar, zamanı durdurup aylarca mektuplarını sabırla beklemişler. Bilgiye ulaşmak için dere tepe demeden var güçleriyle yol gitmişler.

      Biz bütün bu imkanlar içinde daha zor olan bir şeyi başarmak zorundayız. Peki nedir o ?
   Hiç bir şeyin olmadan da bu yaşamda var olabilme becerisi bizim özümüze olan inancımızı belirler. Peki şimdi var mısın yaşam indeksini yükseltmeye?...
ilkrKRL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder